Home Medya Arda’ya yaptığınızı Erdoğan’a yapabilir misiniz?
Arda’ya yaptığınızı Erdoğan’a yapabilir misiniz?

Arda’ya yaptığınızı Erdoğan’a yapabilir misiniz?

0
0

16 Nisan referandumu öncesi yandaşlar “ben varım, sen de var mısın” diye bir evet propagandası başlatmıştı. Hatırlarsınız, onlardan biri de Rıdvan Dilmen’di. Çektiği videoda “Güçlü bir Türkiye için ben varım. Arda sen de var mısın” diye Arda Turan’a bir çağrı yapıyordu.
Arda Turan da “Rıdvan Hocam çağrını aldım, güçlü bir Türkiye için ben de varım” diyordu.
Güçlü Türkiye için vardı Arda Turan o gün ama bugün o güçlü Türkiye’nin A milli futbol takımında yok.
Hani “ihtilal önce kendi çocuklarını yer” ya, bu kez de karşıdevrim kendi çocuklarını yemeye başladı.
İki-üç gündür özellikle Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Demirören’in gazeteleri Milliyet ve Vatan başta olmak üzere tüm medyada Arda Turan’ın yaptığı terbiyesizlik ağır bir dille eleştiriliyor. Haksız değiller elbette. Arda Turan’ın yaptığının savunulacak bir yanı yok.
Arda’nın futbolunu öven ve oynaması gerektiğini söyleyen Rıdvan Dilmen gibi “çağrıcılar” bile onu savunurken “ama”lı cümleler kurmak zorunda kalıyor. Ki bu “ama”lar gelip gazeteciliğe dayanıyor:
“Gazeteciler de biraz kendine gelecekler. Arda’nın saldırısı ne kadar yanlışsa ona yapılanlar da yanlış. Gazeteci milli takım kafilesinin uçağına binemez. İftira atanları aynı uçağa oturtmayacaksın…”
Arda’nın saldırdığı gazetecinin yanlış yazdığını söyleyip gazetecilik dersi vermeler falan… Tribünlerdeki İzmir Marşı’nı “siyaset yapılıyor” diye eleştiren birinden de başka türlü bir yaklaşım beklenemez zaten.
Neyse, bu işin ayrı bir boyutu. Bir spor yazarının dediği gibi eğer ortada yanlış bir bilgi ve yazı varsa tekzip gönderirsin, olmadı dava açarsın… Ama boğazına sarılmazsın ya da gece yarısı evinden alıp cezaevine tıkmazsın…
44 yıllık gazeteci Bilal Meşe’ye sahip çıkan medya dünyası elbette takdiri hak ediyor. Arda Turan’ın basın toplantısını protesto eden gazeteciler de alkışlanabilecek bir davranış sergiliyor.
İşte işin asıl can alıcı yanı ya da ikiyüzlü yanı burada başlıyor.
Bugün Türkiye’de 160’tan fazla gazeteci cezaevinde, aylardır içi boş iddianamelerle sadece gazetecilik yaptıkları için tecritte tutuluyor… Kapatılan gazeteleri, radyoları, televizyonları saymıyorum bile ya da işsiz bırakılan gazetecileri…
Hadi bu işin de peşini bırakmayın… Gazeteciliğe, basın özgürlüğüne aynı duyarlılıkla sahip çıkın. Başbakan’a, Adalet Bakanı’na, Cumhurbaşkanı’na “meslektaşlarımızı bırakmadığınız sürece sizleri izlemiyoruz” deyin bakalım.
Geçen yıl kasım ayında bir spor muhabiri Beşiktaş tesislerine alınmadığında spor basını yine ayağa kalkmıştı, “basın özgürlüğü kısıtlanıyor” diye.
İşte o günlerde NTV spor spikeri Güntekin Onay, önemli bir tepkide bulunmuştu:
“Mesela bir yolsuzluk haberi yaparsın ve o haber kimsenin hoşuna gitmez. O haberi sansürlemeye çalışırlar, sana baskı yaparlar, o zaman arkanda dururuz… Bu ülkede gazeteciler hapiste mi? Hapiste! Tutuklanıyor mu? Tutuklanıyor. İşsiz kaldılar mı? Kaldılar. Baskı yapılıyor mu? Yapılıyor. O zaman basın özgürlüğü konusundaki hassasiyetleri başka taraflara da kaydırmamız lazım. ‘Bir tane muhabir antrenmana alınmadı, basın özgürlüğü nerde’ falan diyenler o zaman başka yerlerde de konuşsunlar.”
Aynen öyle. Basın özgürlüğü diyorsanız başka yerlerde de görelim sizi beyler.
Mesela 14 Haziran’da DİHA muhabiri Nedim Türfent’in duruşması var.
Belki duymamışsınızdır. Nedim Türfent 12 Mayıs 2016 tarihinden beri yani 1 yıldır demir parmaklıkların ardında. 26 Nisan 2017’den beri de 4-5 metrelik, daracık bir kafeste tek başına tutuluyor. İddianamesini okursanız sadece gazetecilik faaliyetlerinin suç sayıldığını görürsünüz.
İlk duruşması 14 Haziran’da Hakkâri’de 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde.
Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat’a bir mektup gönderdi Nedim Türfent geçen günlerde.

Yazının devamı için

Powered by themekiller.com