Home Medya Diyarbakır’dan Varto’ya, Kolombiya ve çözüm
Diyarbakır’dan Varto’ya, Kolombiya ve çözüm

Diyarbakır’dan Varto’ya, Kolombiya ve çözüm

0
0

DİSA (Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü) Diyarbakır’a Fransız aktivist Vicente Allies’i davet etmiş. 20 yıldır Kolombiya’daki çözüm süreçleri üzerine çalışan Vicente Allies 11 yılını bilfiil Kolombiya’da geçirmiş. Allies’in konuşmacı olduğu toplantıya çağırılanlardan biri de bendim.

THY uçağına bindiğimde, özellikle orta yaş ve üstü yolcuların konuşmalarının Kürtçe olduğunu tekrar fark ettim. İçimden, bu tip seferlerde Türkçe, İngilizce yanında bir de Kürtçe (Kırmanci) çağrı yaptırılsa “Vatanımızın bölünmez bütünlüğüne” helal getirmiş olur muyuz acaba diye düşündüm.

Havalimanında eski dostlar karşıladı. Şehri gezmeye ve sohbet etmeye başladık. Diyarbakır’da ve özellikle Sur’da ortama sessizlik ve sükunet hâkimdi. Gündemde daha çok kayyum atamaları, görevden alınan 4000 küsur öğretmenin durumu, HÜDAPAR’ın nereye evrilebileceği gibi konular vardı. Terör operasyonları ve çözüm süreci gibi konular eski sıcaklığını kaybetmişti. Kayyum atamaları ve HDP’nin son süreçlerde dışarıda bırakılması, ortalama Diyarbakırlıyı incitmiş durumda. Muhtarlar “atanan kayyumlar neden hala bizle iletişime geçmiyor” serzenişinde bulunuyorlar. Ayrıca görevden alınan öğretmenlerin yarattığı açığın, eğitim ve inşaat sektörünü ciddi etkilediğini de ilave ediyorlar.

Sur esnafının en eskisi sayılan Ali Haydar amcayla sohbet ettim. Bana Sur’un en eski yerlilerinin Yahudiler, Ermeniler ve Türkmenler olduğunu anlattı. Kendisi 1500 yıllık bir Türkmen ailesinden geliyormuş. Sonradan, köylerden göç başlamış. Kürtçe de bilmiyormuş. Ancak bölgenin de kadim bir Kürt bölgesi olduğunu hatırlatmayı ihmal etmedi.

Sur’daki sokak çatışmalarının örgüte ve HDP’ye yaramadığını açıkça gözlemleyebiliyorsunuz. Öyle ki Kandil halkın bu tepkisini ve başarısızlıklarının sonucunu yeniden değerlendirerek, bu alanda stratejisini değiştirmiş; bu hissediliyor. Gelinen bu nokta, hükümetin uyguladığı politikaya ilişkin özgüveninin artmasına neden oluyor. Genelde Diyarbakırlılar, HDP ve Ak Parti’ye olan kırgınlıklarını sandıkta göstereceklerini ifade ediyorlar.

Sümerpark’taki Kolombiya çözüm süreci toplantısına kadar yaptığımı bu gözlemlerin yanına tamamlayıcı olacağı inancıyla, Diyarbakır, Bitlis, Nurşin, Varto ve Erzurum izlenimlerimi de paylaşmak istiyorum. Öncelikle adım, adım gezerek gittiğim Doğu Anadolu güzergahında devletin, merhum Özal’dan sonra göz kamaştırıcı alt yapı yatırımları yaptığını müşahede ettiğimi söylemeliyim. Dağlar delinerek yapılan yollar, devasa istinat duvarları, yeni yapılan şehirler, hastaneler vs. Bitlis’ten Erzurum’a kadar kadim Kürt, Arap Abbasî ve Türkmen Selçuklu kimliğinin yapılarda estetik olarak iç içe giydirilmiş olduğunu fark ediyorsunuz. Bu kadar yatırım üstünlüğüne karşın özellikle Bitlis’te tarihi eserlere olan ilgisizlik üzücü.

Terör operasyonlarının sonucunda, PKK’nın etkin ve görünür unsurlarının şehirlerde etkisini kayıp ettiğini gözlemleyebiliyorsunuz. Çözüm süreci sonrasında Varto örneğinde, bırakın mahalle aralarına, şehirler arası yollara bile hendekler kurulmuş. Bu konuda sırf Belediyeyi suçlamak bile anlamsız olabilir. Halk, İller Bankası’nın birkaç aracının dahi korkuyla bu işe bulaştığını söylüyor. PKK’nın sembolik mezarlığı için halktan para toplanmış, günlerce iş makinaları gidip gelmiş. Devlet ise burayı havadan bombalamış. Ancak tüm bu olayların sebebine ilişkin genel kanaat, belediyelerin değil, çözüm sürecinin olumsuz tarafları görülüyor. Varto’da görüştüğüm kanaat önderleri, terör operasyonlarının bölgeyi temizlediğini ama göçe neden olduğunu söylüyorlar. Bu da öğretmenlerin açığa alınmaları ile birlikte ekonominin çökmesine neden olduğunu, ki bunun da savaştan beter olduğunu ifade ediyorlar. Esnaf ve bölge ekonomisi çözüm sürecinin bitmesinden bu yana zor durumda. Canlanmanın olmazsa olmaz koşulu, silahların susması olarak görülüyor. Varto’daki kanaat önderleri, kendilerinin geleneksel olarak halkta önemli karşılıklarının olduğunun farkındalar ancak Öcalan faktörünün ilgili tüm halkta itibarını da hatırlatmadan geçmiyor ve kimsenin yeni bir süreçte dışlanmaması gerektiğini savunuyorlar. Varto’da iken Ak Partili bir kanaat önderi ve aynı zamanda bölgenin en köklü tüccarı (PKK yıllar önce tesislerini yakmış) olan bir zat Ankara’yı arayarak kayyum konusunu incitici bulduklarını söylemiş. Kendisine son tahlilde tercihinin “ekonomik refah” mı yoksa “kimlik” mi olduğunu sorduğumda, bana “önce kimlik” cevabını verdi. Bölgede KCK’nın siyasi kadrolarını bilemem ama, PKK’ya sempati duyan bir kısım halk dâhil kimsenin vatanın bölünmezliği ile hiçbir sorunu yok, sadece huzur ve barış istiyorlar.

Diyarbakır’daki Kolombiya barış süreci söyleşisine gelecek olursak…

Vicent beyi dinlerken bir ara, keşke bu toplantı Diyarbakır’da değil Türkiye’nin ortası veya batısında herhangi bir şehirde olsaydı, ayrıca Özgür Kadın Derneği ve sol aydınların temsilcilerinin yanı sıra Türk sağından da temsilciler bulunsaydı diye düşündüm.

Kolombiya’nın hikayesi 52 yıl kadar uzun. Çatışmanın sebebi bizdeki gibi etnik ve uluslararası nitelikte değil. Çatışma sınıfsal ve ulusal nitelikte. Bir bakıma Abraham Lincoln Amerika’sı kuzey ve güney savaşı gibi. Büyük toprak

sahipleri ile tarım işçileri/köylüler arasındaki toprak paylaşımı savaşından bahsediyorum. Sistem 60’lı yıllara kadar ikili parti sistemi ile bu tartışmayı yapmış. Ancak 60’lı yılların ideoloji rüzgârı ve özellikle Küba’nın etkisiyle FARC (Kolombiya Devrimi Silahlı Konfederasyonu) öncülüğünde Marksist şiddet örgütü ezilen sınıfın muhalefetini üstlenmiş.

Çatışmalarda 250 bine yakın insan ölmüş. Bunların % 80 sivil. 7 milyon insan yer değiştirmiş veya kaçırılmış. Ölümlerde sağcı paramiliter güçlerin rolü büyükmüş. 1984-94, 98-2002 görüşmeleri sonuçlanamamış. 2002-11 operasyonlarında FARC’ın lideri öldürülmüş. Sonra da üç lider daha sırayla öldürülmüş. Kasım 2012 de Havana’da başlayan görüşmeler 7 ay sürmüş ve üç noktada mutabakata varılmış. Bunlar toprak reformu, siyasal katılım ve uyuşturucuya karşı mücadele konuları imiş. Mağdurlar hakkı (Hakikat Komisyonu) ve silahsızlanmanın metodu konularında masa altı defa dağılmış. 2012-16 arasında taraflar başta silahsızlanma olmak üzere, birbirlerine tam 83 taahhütte bulunmuşlar.

İşin ilginç yanı gelinen noktada, en başarılı performansı, çatışanların direkt içinde bulundukları komisyonlar göstermiş. Birbirlerinin durumlarından en iyi onlar anlamışlar. Santos’ın da zamanında şahinlerden olduğunu unutmayalım. Santos seçimi barış vaadiyle kazanmış. Vicente, narsist bir lider olan Santos’u kendi egosunun sürece ikna ettiği görüşünde. “Barışı ancak güçlü liderler yapabilir” argümanı ikna edici olmuş. Çözüm sürecinin siyasi bir eylem olduğunu ve siyaseti etkileyeceğini kabul etmiş. En zorlandığı husus da ordunun şahin kanadı ve toplumsal kutuplaşma olmuş. Havana’ya Santos özellikle şahin kanadın temsilcilerinin de gitmesini istemiş. Güven vermek amacıyla kendi kardeşini de yollamış. Süreçte dışlanan aktörlerin, günün birinde sabote edebileceklerini öngörmüş. Eski başkan 8 yıl boyunca halka savaşı kazanacağını vaat etmiş, örgütü siyasal olarak yok edip ve şiddet yoluyla yeneceğine inanmış. Şu an, gelecek seçimde de Santos’un rakibi ve sürecin karşıtı.

Sürecin tekrar başlamasında halkın talepleri ve sivil toplumun baskısı politikacılar üzerinde belirleyici olmuş. İki tarafın da birbirlerini karşılıklı dinleyebilmeleri gerek şart kabul edilmiş. Kilise (din) iki taraf üzerinde de etkili olmuş. Zaman zaman kiliseler ve arabulucu papazlar “mağdurluk” sürecinde olumlu rol oynamışlar. Aslında taraflar arasında temel mutabakat, çatışmaların silahla değil, müzakere ile devam etmesi noktasında olmuş. Bundan önceki barış süreçleri, tam ne olduğu bilinmediği için halk tarafından gerekli desteği bulamamış. Bu arada STK’lardan 68 kişi de barışı savunduğu için saldırıya uğramış.

Uluslararası güçler de, artık çatışmaların çıkarlarına olmadığına inandıkları zaman barışa destek vermeye başlamışlar. (İddia o ki, ABD üslerinin gerekliliği silahlı bir çatışma durumunda gerçekleşiyormuş.) İşin başka bir ilginç yanı da çözümü destekleyen halk, FARC lideri ve kadrosunun affını kabul edemiyor, onları aralarında görmek istemiyor.

Sürecin ayağını dolayan belki en önemli hususlardan biri “paramiliter gruplar”. Paramiliter gruplar, iç düşman teorisini destekleyenler tarafından özel bir ordu olarak kuruluyorlar. Bunu da uyuşturucu üzerinden finanse ederek, faili meçhuller ile kirli bir savaşı yönetiyorlar. İlk hedefleri de FARC’a zorunlu veya gönüllü yataklık eden yoksul tarım köylüleri olmuş. Bunun dışında Kolombiya ordusunun da 2000 civarında yargısız infaz vukuatının olduğunu hatırlatalım.

Son olarak 2 Ekimde referanduma gidecek Kolombiya sürecine ilişkin şunları söyleyebiliriz: Müzakere heyetleri güçlü kişiliklerden seçilmiş, süreç yorgunluğu her zaman bir risk oluşturmuş, FARC Marksist taleplerini dondurmuş ve silahsızlanmaya ilişkin hükümetin güvencesini kabul etmiş. Belki de en önemlisi süreç dış dinamiklerin etkisiyle değil, Kolombiya halkının talebiyle başlamış.

Doğal olarak Kolombiya’yı konuşurken, Türkiye’de PKK ile yaşanan mücadele süreçlerini göz önüne getiriyorsunuz. Benzerlikler olduğu gibi ciddi farklı hususlar da var. Öncelikle FARC’ın 60’lı yılların silahlı Marksist hareketlerden etkilenmesi gibi 80’lere doğru Kürt hareketi de PKK ile kısmen silahlı Marksist metoda yöneldi. Kürt sorunu uluslararası niteliğe ve manipülasyona haiz bir sorun olmakla birlikte, Kolombiya’daki bu sınıfsal sorun, ulusal nitelikte ve etnik olmayan bir sorun oldu. Din faktörü Kolombiya’da kolaylaştırıcı olmuştur, ancak Türkiye’de bu faktör Türk-İslam veya Kürt-İslam sentezi yorumlarıyla zorlaştırıcı olmaya doğru gitmektedir. Özellikle ülkemizin orta batısında yaşayan halkımız çözüm sürecinin anlamı konusunda kafası karışıktır. Sivil ölümlerinin asker ölümleri (şehitlerimiz) karşısında Kolombiya’ya göre oranı oldukça düşüktür. Bu da toplumsal talebi düşürmektedir.

Türkiye önümüzdeki dönemde ağırlığı KCK yapısına vermemekle birlikte tüm tarafların (kanaat önderleri) müzakere masasında olmasını sağlamalıdır. FARC’ın devlet karşısında gördüğü kendi gücünün sınırları ve acizliğini PKK da görmeli. Devlet’te Kolombiya’daki gibi, örgüt liderlerini öldürerek veya tek yönlü terör operasyonları ile PKK’yı tamamen marjinalleştirmenin zorluğunu/imkansızlığını ve siyasetten silemeyeceğini öngörebilmelidir.

Powered by themekiller.com