Home Haber Erdoğan: Dikey mimari yerine yatay mimariyi daha çok teşvik edeceğiz
Erdoğan: Dikey mimari yerine yatay mimariyi daha çok teşvik edeceğiz

Erdoğan: Dikey mimari yerine yatay mimariyi daha çok teşvik edeceğiz

0
0

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İstanbul Boğazı’yla ilgili bir yasanın yeniden ele alınması gerektiğini belirterek “İşte İstanbul Boğazı’nın hali ortada. Boğaz’ı felç ettiler, neden? O güzelim boğazda aman yarabbi 5 kat, 6 kat binalar. Niye? Kararlı bir duruş sergilenmediği için bunlar oluyor. Bunun için Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın, hükümetimizin kararlı adımlar atması lazım. İnşaatların boğazda yapılmasından da yanayım, bu çirkin yapılar yıkılıp yerine yenileri yapılsın ama bunun bir anayasası olmalı adeta. Boğazın doğal güzelliğine biz çıkardığımız yasalarla bir farklılık getirelim” dedi.

“Bizim medeniyetimizde şehir, daha doğrusu binalar, sokaklar, mahalleler, nsanın yaratıcısına yönelik simgeleridir, öyle olmak zorundadır. Hatta şehirleri cennet tasavvuru olarak görenler de mevcuttur” diye konuşan Erdoğan “TOKİ binaları başta olmak üzere, şimdi Ergün Bey’e sesleniyorum, artık ülkemizde tarihimize, kültürümüze, bölgelerimizin hayat tarzına uygun binalar inşa etme dönemi gelmiştir” ifadesini kullandı.

Beştepe Millet Kültür ve Kongre Merkezi’nde konuşan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız tarafından şehircilikte yeni vizyon temasıyla düzenlenen şehircilik şurasının ülkemiz, milletimiz, şehirlerimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Açılış programının ardından yaklaşık 3 ay boyunca 4 komisyon halinde çalışmalarını yürütecek şuraya katkı verecek herkese teşekkür ediyorum.

Şehirlerimizin meselelerimizin ve çözüm yollarının enine boyuna tartışılacağı şuramızın bu alanda bir dönüm noktası olacağına inanıyorum. Toplumdan uzak, tek başına yaşamak insan fıtratına aykırıdır. Şehirler, bu fıthi ihtiyaçtan doğmuştur. Medeniyet kavramının insanların bir arada yaşadıkları şehirlerin, o şehirdeki yapıları da ifade eden geniş bir anlam dünyası vardır. Gerçekten de insan, şehirlerin çevresini değiştirebilen alemdeki tek varlıktır. Şayet bu müdahale iyiye, güzele ulaşma yolunda olursa insan Allah’ın yeryüzündeki halifeliği vasfına uygun davranmış olabilir. Tam tersi şekilde yapanlar, Allah’la yarışanlardır.

“Medeniyetimizde şehirler insanın yaratıcısına yönelik simgeler olmak zorundadır”

Halbuki bizim medeniyetimizde şehir, daha doğrusu binalar, sokaklar, mahalleler, nsanın yaratıcısına yönelik simgeleridir, öyle olmak zorundadır. Hatta şehirleri cennet tasavvuru olarak görenler de mevcuttur. İbn-i Haldun’a göre şehirlerin bir ruhu vardır. Bir başka ifadeyle şehirde yaşamaya karar vermek aynı zamanda bir hayat biçimi tercihidir. Bu bakımdan insanla şehir arasındaki ilişkiyi doğru kurmak çok ama çok önemlidir. Eğer şehir ve insan arasındaki ilişkide önemli olan insan olmazsa, bu anlayış bir gölge gibi üstümüze çökmeye başlar.

Özellikle ikinci dünya savaşı sonrası dönemde yaşadığımız şehircilik facialarının sebeplerini çok iyi tespit etmeliyiz. Evet, bizler her alanda olduğu gibi şehircilik konusunda da tarihimizden ibret alarak, hataların tekerrürünü önlemek mecburiyetindeyiz. Geçtiğimiz 14 yılda büyük adımlar attık. Türkiye tarihinin en kapsamlı, sosyal yönü en güçlü şehirleşme hamlesini bu dönemde gerçekleştirmiştir. Dünyanın dört bir tarafında hemen tüm önemli şehirleri ziyaret etme imkanı buldum diyebilirim. Belediye başkanlığımdan cumhurbaşkanlığıma kadar. Her şeyden önce şehirleşme konusunda yaşadığımız sıkıntılar bize mahsus değildir. Birçok toplum benzer sancıları yaşamıştır, yaşıyor. Dünyada nüfusu 10 milyonun üzerinde olan sadece 2 şehir vardı. Bugün ise nüfusu 10 milyonun üzerinde olan 34 şehir mevcuttur, yenileri de gelmektedir. Nüfusun kent ve kır dağılımı da bozulmaktadır, insanlara kentlere yığılmaktadır. 1950’de nüfusumuzun sadece yüzde 25’i şehirlerde yaşarken bugün bu oran yüzde 90’ı aşmıştır. İnsanlar şehirlerde yaşamayı tercih etmektedir. Gittiğim yerlerde elbette çok düzenli şehirleşme örneklerini de gördüm. Ama bir şeyin güzel ve nizamlı olması doğru ve güzel olduğu anlamına gelmiyor. Bizim şehirlerimiz topluluktaki farklılıkları yansıtan özelliklere sahiptir. Binaların, mahallelerin belirli bir kimliği vardır. O yüzden hiçbiri diğerinin aynı değildir. Halbuki Batı ülkelerinde tek tipçi bir mimari anlayış vardır. Aynı tip binalardan yüzlerce, binlerce görürsünüz ve aralarındaki farkı anlayabilmeniz gerçekten zordur. Düzenli ama karakteri olmayan şehirleşme, bizim modelimiz asla olamaz. Maalesef 1940’lardan itibaren gecekondulaşmanın yanında aynı çirkin, kötü projelerin yansıması olan apartmanlar, binalar ortaya çıkmıştır. İnsanların sadece başlarını sokmak için yöneldiği bu yapılaşma tarzı artık son bulmalıdır diye düşünüyorum. Bu şurada bunun üzerinde ısrarla durulması gerektiğini düşünüyorum.

“TOKİ binaları başta olmak üzere…”

Bugünün Türkiye’si böyle bir çirkinliği, böyle bir nobranlığı asla hak etmiyor. Dikey mimarinin altında yatan gerçek nedir? Az topraktan çok para kazanmak. Aslı budur. TOKİ binaları başta olmak üzere, şimdi Ergün Bey’e sesleniyorum, artık ülkemizde tarihimize, kültürümüze, bölgelerimizin hayat tarzına uygun binalar inşa etme dönemi gelmiştir, geçiyor. Sadece beton, demir yığınlarında oluşan çirkin yapılar, bırakın şehirlerimizi yaylalarımızı, kıyılarımızı da işgal etmeye başlamıştır. Bu çirkinliklerden çok derin üzüntü duyuyorum. Bu facialara bakanlık olarak, belediyeler olarak işbirliği halinde izin vermememiz lazım. İşte bugün burada birçok belediye başkanı arkadaşlarım var. Hep brlikte buna karşı set oluşturmalıyız. Şehirlerimiz kentsel dönüşüm projeleriyle gecekondulardan kurtulurken şahsiyetsiz mimari ekollerin pençelerine de itilmemelidir. Kendi şehir planlarımızı hayata geçirecek yatırımların ardından gitmeliyiz.

“Kötü şehir insanı ahlaksızlaştırır”

İnsanlara huzur değil, gerginlik veren bir şehir sorunlu bir şehirdir. Manhattan’ı düşünün. O devasa binaların arasına girdiğiniz zaman ruhsuzluk olduğunu görürsünüz. Orada insan, ben bir şehirde medeni olarak yaşıyorum diyemez. Öyle bir hal var. Çıkarsınız odanıza karşınızda bir beton yığını vardır. Yeşili falan görmek mümkün değildir. Bugün dünyanın en büyük 30 şehrinin ortak özelliği hepsinin de terör tehdidi altında bulunuyor olmasıdır. Şehirleşmenin getirdiği siyasi, ekonomik sıkıntıların üzerinde de kafa yormalıyız. Bununla birlikte sorun çözmek, toplumun bir kesimini ayrıştıracak yapı öbekleri oluşturmak anlamına gelmemelidir. Patronla işçi yan yana oturabilmelidir. Bizim anlayışımıza göre budur. Bu birliktelik herkesin diğerinin halini görmesine, gerektiğinde yarasını sarmasına imkan tanımaktadır. Bireyselleşmeyi teşvik eden yapılar medeniyetimizi cehenneme çevirmektedir. Şehir dendiği zaman hesaba katmamız gereken pek çok husus bulunuyor. Vizyoner bir bakış açısıyla gelişmeleri doğru değerlendirip geleceği gören anlayışla yapılan planlamalar o şehirleri bugünlere getirir. Kötü şehir insanı ahlaksızlaştırır diyor merhum… Kötü alışkanlıkların ahlaksızlaştırdığı ve bu ahlaksızlığın yaygın hale gelmesinden şikayet ediyoruz. Bu durumun başlıca sebebi şehirlerin maddi ve manevi boyutuyla buna imkan verecek şekilde büyümüş olmasıdır. Ninova’dan Babil’e, Roma’dan İstanbul’a, Gazze’den Konya’ya nice kadim şehri bu çerçevede sayabiliriz. Elbette Mekke, Medeniyet baş taçlarımızdır.

“Afrika sömürgeciliğin acılarını hala yaşayan bir kıtadır”

“Şehirlerinde yokluğun, yoksuluğun kol gezdiği Afrika sömürgeciliğin acılarını hala yaşayan bir kıtadır. Biz yeniden inşa etmeye çalışırken, bu birikimi de kardeşlerimizin istifadesine sunmak istiyoruz. Dostlarımıza yardıma hazır olduğumuzu orada da tekrarladık. Muhataplarımıza hep gelin birlikte kazanalım çağrısı yapıyoruz. Sizi sömürelim diyerek sömürgecilik yapmıyoruz. Afrika ile, Güney Amerika ile velhasıl tüm dünya ile ilişkilerimizi bu anlayış temelinde kurmanın çabası içerisindeyiz. Bizler o coğrafyaları ihmal ettiğimiz için ya maceraperestler ya da FETÖ ihanet mensupları gitmiş, köşeleri tutmuştur. Köprüleri bizler kurmalıydık, temelleri bizler atmalıydık. Bu coğrafyalarda kazanılacak çok gönül var, edilecek çok hizmet var. Geç kalmış değiliz, inşallah önümüzdeki dönemde FETÖ’nün oralardaki tahribatlarını giderecek, hem de yeni adımlar atacağız. “Biz bu kadarını bilmiyorduk” diyorlar. Belgeleri önlerine koymaya başlayınca gereğini yapacaklarını söylediler.

“Ülkemizde yıkılması gereken 6 milyonun üzerinde yapı var”

“Doğal afetin, depremin ne zaman geleceği belli olmaz. Bizim elimizi çabuk tutup süratle bu dönüşümü gerçekleştirmemiz gerekiyor. Çıkarttığımız kanun kapsamında 49 ilimizde 189 riskli alan ilan edilerek konut ve işyerlerinin inşası başladı. Ülkemizde yıkılması gereken 6 milyonun üzerinde yapı var. Kentsel dönüşüm kapsamında her şehrin ruhuna uygun yapılar üretilmelidir. TOKİ ve Başbakan ile de bunu paylaştım ne olur yerel mimariyi dikkate alarak hareket edelim.

KOT denilen bir olay var ve bununla ne yazık ki müteahhitler acımasız bir şekilde yolsuzluk yapıyorlar. KOT olayında kesinlikle denizden verme anlayışını getirmemiz lazım. Beyefendi nereden inşaatı alıyor, en yüksek noktadan. 950 verdiysen, denizden buna baktığında ortaya ne çıkar? 2-3 kat yerine 5-6 katlı bina çıkıyor. Her bakımdan ortaya güzellik çıkması lazım. Bu konularda belediyelerimizin hassas davranması lazım. Bodrum güneşi görmeyen yerdir, toprağın altındadır. Kalkıp etrafını açmak suretiyle zemin oluşturmak bana göre ihanettir. Neymiş fazladan bir kat, iki katmış. Şehre ihanet ediyorsun ihanet. Eğer medeni olacaksak böyle medeni olacağız. İşte İstanbul Boğazı’nın hali ortada. Boğaz’ı felç ettiler, neden? O güzelim boğazda aman yarabbi 5 kat, 6 kat binalar. Niye? Kararlı bir duruş sergilenmediği için bunlar oluyor. Şimdi bununla ilgili ciddi bir Boğaz yasasının yeniden ele alınması, çıkartılması lazım. Bunun için Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın, hükümetimizin kararlı adımlar atması lazım. İnşaatların boğazda yapılmasından da yanayım, bu çirkin yapılar yıkılıp yerine yenileri yapılsın ama bunun bir anayasası olmalı adeta. Bu adımı atmamız lazım. Boğaz’ın doğal güzelliğine biz çıkardığımız yasalarla bir farklılık getirelim. Çevre düzeni planlarının tamamlanması da son dönemde kat edilen mesafeler arasındadır. Bu konuda da hükümetimizin çok ciddi kararlar olması lazım. Belediyelerimize bir süre temin edilmeli. 6 ayda bu planın onayı bitmelidir. Kalkıp da istediğim zaman bunu bitirmeliyim, böyle bir mantık olmaz. Çalışsın arkadaş. Planlama Müdürlüğü’nde 5 kişi 10 kişi çalıştırıyorsan 20 kişi çalıştır. Şehirleşmeyi hızlandıralım, sen hızlandırmazsan gecekondular hızlanır.

Başbakan: Kentsel dönüşüm mecburi değil, gönüllü olacak

Başbakan Binali Yıldırım da “Şehircilik Şûrası 2017” programında konuştu. Yıldırım, “Kentsel dönüşüm mecburi dönüşüm değil, gönüllü bir dönüşüme tabi tutulacak. Elinde bulunanın çok daha iyisini yeşil alanıyla, okuluyla, parklarıyla, AVM’lerle her türlü ihtiyacıyla bir yaşam alanına dönüşmüş yeni yeni güzel mahalleler ve bu mahallelerden oluşan güzel şehirleri, marka şehirleri yapmak için işte bu şurada ortaya konacak fikirleri de en ince detaylarına kadar değerlendirmiş olacağız” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen programda konuşan Yıldırım’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

Mazlumlara, mağdurlara kucak açan, ev sahipliği yapan bir ülke oldu Türkiye. Geçen 15 yılda çağ atlatan büyük hizmetleri birer birer hayata geçirdik. Devlet ve millet kenetlendi, büyük bir inanç birlikteliğiyle atılımlarımızı gerçekleştirdik. Büyük projelerin biri bitmeden diğerine başlıyoruz. Dünya çapındaki projeleri kısa zamanda tamamlayıp milletimizin hizmetine veriyoruz. Çanakkale 1915 Köprüsü biliyorsunuz son olarak vatandaşlarımıza yeni bir hizmet olarak geliyor. Çanakkale Köprüsü ve otoyollarıyla birlikte ihalesini dün gerçekleştirdik. 10.5 milyon dolarlık bir projeden bahsediyoruz. Dünyada kriz günden güne derinleşirken Türkiye ardı ardına projelere ya başlıyor, ya hizmete alıyor. Çanakkale 1915 Köprüsü de dünyada herkesin gıpta ile izleyeceği mega bir projedir. Projenin en önemli özelliği, dünyada bugüne kadar dikmeler arasında açıklığı en fazla olan köprü olmasıdır. 2023 Cumhuriyetimizin 100. yılına yetişecek olan köprüsünün iki kulesinin açıklığı 2023 metre olacaktır.

“Ülkemiz üzerinde yapılan hesaplar kursaklarında kalacak”

Düşmana boğazın sularını dar eden ecdadımıza yakışır bir eseri de kazandırmanın mutluluğunu yaşayacağız. Hayırlı, uğurlu olsun. İnşallah bugün 18 Mart’ta bu köprüye ilk kazmayı vurmak istiyoruz. Büyük projeler, geleceğin kalkınmış Türkiye’sinin ayak sesleri oluyor. Türkiye 15 yıldır büyümeye devam ediyor. Ülkemiz üzerinde çeşitli hesap yapanların hesapları kursaklarında kalacak. Bunu herkes bilmelidir. Türkiye’nin yarını, bugününden daha güzel olacak. Tabii bu büyüme sürecinde şehirlerimizde büyüyor ve gelişiyor Sayın Cumhurbaşkanım. Şehirlerimiz büyüyüp geliştikçe yeni ihtiyaçlar ortaya çıkıyor. Bu konuda çok önemli bir sorumluluğumuz olduğunu biliyoruz. Dünyada artık sadece ülkeler değil, şehirler de birbiriyle yarışır hale geldi. Biz geçmişimizle, kurduğumuz medeniyetlerle daima gurur duyan bir milletiz. Çünkü medeniyetler şehri, medeniyetlerin başkenti İstanbul, Osmanlı’nın başkenti Bursa, peygamberler şehri Diyarbakır bizim. Çağları aşan sesiyle dünyayı iyiliğe çağıran Mevlana’nın Konyası bizim. Avrupa’ya açılan kapımız Edirne bizim. Bu arada Kayseri, farkını da gördük.

“Sur’u cazibe merkezi haline getiriyoruz”

“Sayın Cumhurbaşkanım, en büyük sorumluluğumuz köprü medeniyetimizin mimar-i abidesi olan bu şehirlerimize her zamankinden daha büyük bir aşkla hizmet etmektir. Çevre ve şehirler bizlere ecdadımızdan bir emanettir. Bu iki emanete sahip çıkmayı öncelikli görevimiz kabul ediyoruz. Şehirlerimizi daha ileri seviyeye taşımak için ana hedeflerimizi aktarmak istiyorum;

– Şehirlerimizi afet ve deprem risklerinden kurtaracak şekilde yeniden imar edeceğiz. Bugün 39 ilimizde 200 bölgeyi yeniden inşa etmek için ayırdık, faaliyetlere başladık. Alçak bölücü terör örgütünün çukur siyasetiyle yakıp yıktığı Güneydoğu’daki yerleşim yerlerimizde 35 bin konutun yapımına başladık. Hızla yapımı devam ediyor. Bir yıl içerisinde eskisinden kat kat daha güzel, bütün ihtiyaçları düşünülmüş bu konutları yapıp vatandaşlarımızın hizmetine vereceğiz. Sur’u cazibe merkezi haline getiriyoruz. Kaliteli, coğrafi bilginin üretilmesi ve paylaşılmasını da hedefliyoruz. Yaşanabilir bir çevre için çevre kirliliğine etken olan bütün kirletici faktörleri engelleyeceğiz. Ülke genelinde kentsel ve kırsal alanların imarına ilişkin usul ve esasların titizlikle uygulanmasını temin edeceğiz. Yerel yönetimlere yol göstererek stratejik planların titizlikle uygulanmasının takipçisi olacağız. Güvenli yapı malzemeleriyle marka şehirler vizyonumuzu ülke genelinde yaygınlaştıracağız. Yeşil alanları, mesire alanları artıracağız. Tarım alanlarını yok etmeyen şehirleşme anlayışına çok daha fazla önem vereceğiz. Şehir insan içindir sayın Cumhurbaşkanım. Gençler, yaşlılar, kadınlar, çocuklar için de şehrin yapısı ve dokusu çok önemlidir. Onun için şehirlerimiz sadece beton yığınlarından oluşmayacak, sosyal ihtiyaçların rahatlıkla karşılanacağı bir yapı oluşturulacaktır. Sizin de üzerinizde olduğunuz üzere dikey mimari yerine yatay mimariyi daha çok teşvik edeceğiz.

Osmanlı’dan bugüne kadar uzanan bir bayındırlık ve çevre geçmişimiz var. Şehircilik konusunda ufuk açıcı bir tarihi birikimimiz var. Bu şurada o köklü birikimin yansımalarını göreceğimize eminim. Şehircilik şurası 3 ay devam edecek. Şura sonrası elde edilecek sonuçların şehircilik alanında çalışan tüm kurumlara, kuruluşlara önemli bir başvuru kaynağı olacağına eminim. Milli şehircilik şurasına katkı sağlayacak olan bilim insanlarımıza, üniversitelerimize, kamu kurum ve kuruluşlarımıza, STK’ların değerli mensuplarına şükranlarımı sunuyorum.

“İşimiz daha bitmedi…”

Sayın Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz 16 yıl içerisinde sadece TOKİ olarak 670 bin konu tamamladık, hak sahiplerine teslim ettik. Ayrıca şu anda devam eden 75 bin konut tamamlanacak ve sahiplerine teslim edilecektir. Böylece 770 milyarlık bir yatırımı Türkiye’de konut alanında gerçekleştirmiş bulunuyor. Yanlış söyledim, düzeltiyorum, toplam 140 milyarlık yatırımı gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Çeşitli kamu binalarını da tabii buna ilave etmemiz gerekiyor.

İşimiz daha bitmedi ama şunu izninizle ifade etmek istiyorum. Son 16 yıl içerisinde hükümetlerimiz yeşil alan miktarını 1.8 milyon hektar düzeyinde artırdı. 3 milyar ağacı toprakla buluşturdu. Yeşillik konusunda çok büyük emeklerimiz oldu. Daha da güzel şeyler yapacağız. 99 depremi sayın Cumhurbaşkanım bize çok şey öğretti. Öğrettiği en önemli şey depreme dayanıklı, riskli konutların yerini daha sağlam konutların almasıdır. Bu bağlamda 5 milyon yapı deprem riskine karşı yenilenmesine rağmen halen en az 7 milyon yapı stoğunun yenilenmesine ihtiyaç var. Kaba bir hesapla 750 milyarlık bir bütçeden bahsediyoruz. Dolar bazında yaklaşık 200 milyar dolarlık bir bütçeden bahsediyoruz. Gelecek 10 yıl içerisinde inşaat alanında hayli işimiz olduğunu ifade etmek isterim.
“Kentsel dönüşüm mecburi dönüşüm değil, gönüllü bir dönüşüme tabi tutulacak”

Kentsel dönüşüm mecburi dönüşüm değil, gönüllü bir dönüşüme tabi tutulacak. Elinde bulunanın çok daha iyisini yeşil alanıyla, okuluyla, parklarıyla, AVM’lerle her türlü ihtiyacıyla bir yaşam alanına dönüşmüş yeni yeni güzel mahalleler ve bu mahallelerden oluşan güzel şehirleri, marka şehirleri yapmak için işte bu şurada ortaya konacak fikirleri de en ince detaylarına kadar değerlendirmiş olacağız.

Bölücü terör örgütünün maalesef geçtiğimiz aylarda çukur siyasetiyle ilçeleri, illeri işgal ederek perişan ettikleri alanların yapımını süratle gerçekleştiriyoruz. Sur, özellikle üzerinde durduğumuz bir yer. Sur, Diyarbakır’ın cazibe merkezidir, tarihinin, kültürünün adeta ortaya çıktığı önemli bir merkezdir. O nedenle ilk önce Sur’dan başladık.

Sur’un tüm ihtişamını yeniden ortaya çıkarıyoruz, diğer yandan mağdur olan vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını gidiyoruz. İnşallah güzel bir eseri tamamlamış olacağız. Bu duygu ve düşüncelerle milli şehircilik şurasına katkı sağlayacak tüm paydaşlara teşekkür ediyorum. Şuranın ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum.

T24

Powered by themekiller.com