Home Haber HDP’den Erdoğan hakkında suç duyurusu
HDP’den Erdoğan hakkında suç duyurusu

HDP’den Erdoğan hakkında suç duyurusu

0
0

HDP, Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş hakkında kullandığı ifadeler nedeniyle Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında, hakaret ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusunda, “Erdoğan, Almanya’nın Hamburg kentinde düzenlenen G-20 zirvesinde yaptığı basın toplantısında, bir muhabirin kendisine yönelttiği “Demirtaş ne zaman çıkacak?” sorusuna ” O bir teröristtir, bizim teröristleri cezaevinden çıkarma yetkimiz yoktur.” diye cevap vererek HDP eş genel başkanı müvekkil Selahattin Demirtaş hakkında hakaret içerikli ifadelere yer vermiştir” denildi.

Demirtaş’ın yargılaması henüz devam etmekte olup duruşması dahi yapılmadığının belirtildiği dilekçede, Erdoğan’ın yargıyı etkilediği savunuldu.

HDP’nin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunduğu dilekçe şu şekilde:

“ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

KONU: Türk Ceza Kanunu’nun 125, 125/2, 125/3-a, 125/4, 288. maddeleri ile re’sen nazara alınacak diğer maddelerin ihlaline ilişkin şikayet ve suç duyurusundan ibarettir.

SUÇ TARİHİ : 08.07.2017

AÇIKLAMALAR:

1) 08.07.2017 tarihinde şüpheli Recep Tayyip Erdoğan, Almanya’nın Hamburg kentinde düzenlenen G-20 zirvesinde yaptığı basın toplantısında, bir muhabirin kendisine yönelttiği “Demirtaş ne zaman çıkacak?” sorusuna “O bir teröristtir, bizim teröristleri cezaevinden çıkarma yetkimiz yoktur.” diye cevap vererek HDP eş genel başkanı müvekkil Selahattin Demirtaş hakkında hakaret içerikli ifadelere yer vermiştir. Demirtaş’ın yargılaması henüz devam etmekte olup duruşması dahi yapılmamışken, AKP Genel Başkanı tarafından, Anayasa ve kanunlarda kendisine hakimlik görev ve yetkisi verilmiş gibi, peşinen suçlu/terörist ilan edilmiş olmasının hukukta yeri olmayıp, suçsuzluk karinesinin nasıl yok sayıldığı ve bir temel ilkeye aykırılığın bu denli pervazsızca işlenmesi toplumun adalete olan güvenini zedelemektedir.

2) Kendisi de bir siyasetçi olan şüpheli basın toplantısında, yaklaşık altı milyon seçmenin oyunu alan bir partinin eş genel başkanı olan müvekkil hakkında ”terörist” gibi oldukça çirkin bir ifadeye yer vermiştir. Şüpheli tarafından bu hakaret ifadesi bir basın toplantısı esnasında sarf edilmiş olup, suçun işleniş biçimi bakımından ayrıca aleniyet unsuru da gerçekleşmiş bulunmaktadır. Söz konusu konuşma düşmanca bir tavırla yapılmış ve müvekkil hakkında mesnetsiz iddialara yer verilmiştir; böylece müvekkil toplum içinde hedef haline getirilmeye çalışılmıştır. Şüphelinin şikayet konusu konuşmasında sarf ettiği ifadeler irdelendiğinde; terör suçlaması, tüm ülke hukuklarında en ağır yaptırımlara bağlanmış, insanlık suçu olarak kabul edilen, ahlaki, vicdani ve insani bakımdan hiçbir kural ve kaidesi bulunmayan en adi suçlardan birisidir.

3) HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın yargılaması henüz devam etmekte olup duruşması dahi yapılmamışken, AKP Genel Başkanı tarafından, Anayasa ve kanunlarda kendisine hakimlik görev ve yetkisi verilmiş gibi, peşinen suçlu/terörist ilan edilmiş olmasının hukukta yeri olmayıp, suçsuzluk karinesinin nasıl yok sayıldığı ve bir temel ilkeye aykırılığın bu denli pervazsızca işlenmesi toplumun adalete olan güvenini zedelemektedir. Bu açıklamanın siyasi bir müdahale ve yargıya siyasi bir baskı olduğu açıktır. Şüphelinin, müvekkilin terörist ve 54 kişinin katili olduğuna ilişkin açıklamaları, yargı adı altında yürütülen sürecin yargı ile ilgisi olmadığının ve kararların bizzat şüpheli Recep Tayyip Erdoğan tarafından verildiğinin ispatı niteliğindedir. Şüpheli aynı zamanda Türkiye Cumhuriyetinin 12. Cumhurbaşkanıdır. Cumhurbaşkanı’nın tutukluları cezaevinden çıkarmak gibi bir yetkisi olmayıp aynı zamanda onları yargılayıp hüküm verme yetkisinin de olmadığı unutulmamalıdır.

4) Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Devleti Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu ilkesi yer almaktadır. Hukuk Devletinde hukuk, tüm erklerden bağımsız ve tarafsız kurumdur. Demokratik yönetimlerde devleti ve hükümeti denetleyecek mekanizmalardan birini hukuk oluşturur, ancak Türkiye’de yıllardır süregelen siyasi ve toplumsal olaylar karşısında, devlet bürokrasisinin hukuku kullanarak mevzilendiği konum, hukuk devletinin çok uzağında olduğumuzu göstermekte olup içinden geçtiğimiz bu süreçte somut olayda görüldüğü üzere hukukun siyasi iktidar tarafından nasıl araçsallaştırıldığı herkesin malumudur.

5) Bununla beraber, üzerinde durulması gereken bir diğer husus da müvekkilin kamu görevlisi niteliğine ilişkindir. Müvekkil, demokratik seçimler sonucunda TBMM bünyesinde faaliyet hakkı kazanan ve temsiliyet bakımından yasal ve demokratik üçüncü büyük siyasi parti konumunda olan Halkların Demokratik Partisi’nin Eş Genel Başkanı’dır ve aynı zamanda partisinin son dönem milletvekillerinden birisidir. Seçim yoluyla işbaşına gelen milletvekillerinin kamusal faaliyet yürüten kamu görevlileri oldukları şüphesizdir. Türk Ceza Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 6. maddesine göre, kamu görevlisi kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi olarak anlaşılmalıdır. Müvekkile karşı işlenen ve şikayet konusunu oluşturan suç, müvekkilin şahsına kamusal görevinden ve faaliyetinden dolayı işlenmiştir. Gerçekten de, bir milletvekili ve siyasi parti eş genel başkanı olmasaydı, müvekkile karşı şüpheli tarafından belki de böylesine hakaret ve sövme ifadeleri kullanılmayacaktı. Ancak hakaret fiili ve suçu, şüpheli tarafından kamu görevlisi niteliğindeki bir milletvekiline karşı kamu görevinden ötürü işlenmekle, toplum nezdinde müvekkilin icra ettiği kamu görevi ve temsil ettiği siyasi parti bakımından yarattığı küçük düşürme, itibar kaybı, şeref ve saygınlığı zedeleme ile manevi şahsiyetine saldırı hali daha kuvvetli bir biçimde vuku bulmaktadır. Suç ile bozulan kamu düzeni ile suçun soruşturulması, kovuşturulması ve cezalandırılmasından umulan kamu yararı da aynı ölçüde artmaktadır.

6) AİHM, kişisel şeref ve itibara yapılan müdahaleleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “özel ve aile yaşamına, konuta ve haberleşmeye saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi kapsamında değerlendirmektedir. AİHM’e göre kişisel itibarın korunması hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından korunan özel yaşama saygı hakkının bir parçasıdır (Bkz. X ve Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 22; Pfeifer/Avusturya, B. No: 12556/03, 15/11/2007 § 35; AxelSpringer AG/ Almanya, B. No: 39954/08, 7/2/2012, § 83). Devlet eğer bireyin itibarını korumazsa ve bu hususta kendisine atfedilen pozitif yükümlülüğünü yerine getirmezse AİHS’in 8. maddesi ihlal edilmiş sayılır. AİHS’in 8. maddesine göre, bireyin haklarına “dokunmama”, bireyin haklarını “koruma” ve “soruşturma” devletin görevidir. Bu hakkın korunması için hukuki düzenlemeler yapılması ve bireyin hakkını koruyucu icrai mekanizmalar oluşturulması ve gerektiğinde özel tedbirler uygulanması devletin pozitif yükümlülüğüdür ( P. ve S. / Polonya, no. 57375/08, 30/1072012). Aynı şekilde, gazete makalesinde hakaret içerdiği iddia edilen beyanlara kaşı bir kimsenin itibarının korunması hakkı da (White/İsveç, B. No: 42435/02, 19/12/2006, § 19 ve 30), eleştirel bir gazete makalesine karşı kişinin korunmadığı iddiası da (Minelli/İsviçre (k.k.), B. No: 14991/02, 14/06/2005) özel yaşam kapsamında görülmüştür. Pfeifer/Avusturya, B. No: 12556/03, 15/11/2007 kararında AİHM, “…başvurucunun itibarını etkileyen bir yayının söz konusu olduğunu, başvurucunun devletin eyleminden değil ama üçüncü kişilerin müdahalesine karşı itibarının devlet tarafından korunmadığından şikâyetçi olduğunu kaydetmiştir.” İlgili kararda AİHM tarafından, AİHS 8. maddedeki pozitif yükümlülük çerçevesinde başvurucunun “itibarının korunması hakkı” ile AİHS 10. madde çerçevesinde “ifade özgürlüğü” arasında devlet tarafından adli bir denge kurulup kurulmadığı incelenmiş ve uyuşmazlık konusu mektupta yer alan “Avcı Cemiyetin Üyesi” ve benzeri ifadelerin başvurucuya saldırı ve acı çektirmeye yönelik ifadeler olduğu yönünde değerlendirmeler yapılmıştır. Sonuç olarak AİHM, “yarışan menfaatler arasında adli bir denge kurulmamıştır.” görüşüyle 8. maddenin ihlaline ve ağır bastığına kanaat getirmiştir.

7) Anayasanın 17/1 maddesi uyarınca; herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan “manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibara keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür. Başka bir deyişle kişisel itibarın korunması hakkı, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının koruması altındadır ve şeref ve itibarı etkileyen sözel saldırılar veya basın ve yayın yolu ile yapılan saldırılara karşı bireyin korunmaması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası ihlal edilmiş olacaktır.

SONUÇ ve İSTEM:

Yukarıda açıklanan nedenlerle dilekçemizin işleme konularak, kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret (TCK 125) ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs (TCK 288) ile re’sen tespit edilecek suçlamalar yönünden şüpheliler tespit edilerek haklarında etkili soruşturma başlatılmasını ve adil yargılama sonucu cezalandırılmalarını saygıyla arz ve talep ederiz.10.07.2017

Powered by themekiller.com