Home Haber ‘Kıdem tazminatı işçi sınıfının kazanılmış hakkıdır’
‘Kıdem tazminatı işçi sınıfının kazanılmış hakkıdır’

‘Kıdem tazminatı işçi sınıfının kazanılmış hakkıdır’

0
0

İstanbul Kültür Üniversitesi (İKÜ) İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Alçın, kıdem tazminatının işçi sınıfı açısından kazanılmış bir hak olduğunu ve en önemli riskin, kazanılmış hak olan bir varlığın fona aktarılarak yatırım finansmanı aracına dönüştürülmesi olduğunu söyledi.

İstanbul Kültür Üniversitesi (İKÜ) İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Alçın, işçiler için çok önemli hak olan kıdem tazminatının fona aktarılmasıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. İşçiler için hak olan kıdem tazminatının burada yatırım finansmanı aracına dönüştürülmüş olacağını, bununda toplumsal yarar üzerinde önemli risk oluşturduğunudile getiren Prof. Dr. Alçın, “Hak olan bir şey bir anlamda tartışmaya açılmış oluyor ve akıbeti piyasanın işleyiş mekanizmasına bırakılıyor. Kıdem tazminatı, işçi sınıfı açısından Türkiye’de kazanılarak elde edilmiş tek haktır. Bu açıdan sembolik diyebileceğimiz de bir önemi var; bunu vurgulamak lazım. Dolayısıyla işçi konfederasyonlarının neredeyse tamamının tazminatı kırmızı çizgi olarak nitelendirmesinin sebebi, bunun işçi sınıfının cumhuriyet tarihi boyunca kazanılmış yegane hakkı olmasından kaynaklanıyor. Fakat söz konusu kıdem tazminatına ilişkin ‘tazminatın fona devri’ adı ile içeriğinin değiştirilmesi mevzusu,uzun süredir gündemde. Yeni bir olay değil. Yılda bir kez de olsa, düzenli olarak bir şekilde gündeme getiriliyor. Şimdi baktığımızda, aslında bu yasanın daha doğrusu ‘hakkın’ ilk ortaya çıkışı, 1936 tarihli 3008 sayılı İş Kanunu’dur. Takrir-i SükunYasası sonrası çıkan bir iş kanunu olması nedeniyle de aslında Türkiye’de çalışanlar açısından önemli bir kazanımdır ” dedi.

“KIDEM TAZMİNATININ FONA DEVRİ, İLK OLARAK 1976 YILINDA MECLİS’E GELDİ”

Kıdem tazminatının,fon adıyla ya da farklı biçimlerde ortadan kaldırılması amacıyla ilk gündeme getirildiğitarihinin 1976 olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Sinan Alçın, “Daha sonra 1980, 1984, 2002 ve 2004 yıllarında meclise kadar taşınıyor. Fakat ortak bir paydada buluşulamadığı için bu, şimdiye kadar yasalaşamadı. Şimdi bu süreç içerisinde üç tane taraf var. Bir;çalışanların oluşturduğu işçi sınıfı sendikaları ile konfederasyonlar. Bir tarafta devleti temsilen hükümetler,diğer tarafta da Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) oluyor. TİSK’in geçmişten bu yana yani 1976’dan itibaren tavrı, aslında kıdem tazminatının tamamen ortadan kaldırılması yönündeydi.Aslında TİSK, bu yöndeki çabaları da onun için şimdiye kadar desteklemiştir” diye konuştu.

“KIDEM TAZMİNATI FONU YATIRIMLARIN FİNANSMANI İÇİN KULLANILACAKTIR”

Hükümetin 2002-2004 yıllarında, meclis denemelerinde bulunduktan sonra bunu bir fona dönüştürme gayesinde olduğunu gördüklerini işaret eden Prof. Dr. Alçın, “Buna benzer farklı fon yönelişleri de var. Mesela bir tanesi ‘İşsizlik Sigortası Fonu’. Bu,çok önemli bir kalem.Bugün Türkiye ekonomisi açısından ki, bununda Varlık Fonu’na devri de gündemde.Dolayısıyla devlet, harcamaların yani kamu harcamalarının finansmanı açısından bir kaynak olarak İşsizlik Sigortası Fonu’nu kullandı. Buna benzer biçimde bu fonun da kullanılması düşünülüyor ki, anlaşılan şey de o. Yani yatırımların finansmanı için bu Kıdem Tazminatı Fonu’nda birikecek tutarın kullanılması düşünülecektir. Bunun aracı olarak Türkiye Varlık Fonu A.Ş’den yararlanılacaktır” ifadelerini kullandı.

“FON İLE BİRLİKTE YİNE TAZMİNAT HAKLARI OLMAYACAK”

Hükümetin fonu oluşturma amacı ile TİSK’in amacının birbiriyle çelişmiş olduğunu bildiren Prof. Dr. Sinan Alçın,”Bu son düzenleme düşüncesiyle -ki TİSK kesinlikle bu fona karşı olduklarını dillendirdi-ilk kez kendi tarihlerinde bu yöndeki düzenlemeye karşı olduğunu belirtti. İşçi sendikaları açısından baktığımızda da burada en direngen konfederasyonun DİSK olduğunu görüyoruz. Bu da tarihsel olarak süregelen bir durum. Ama sendikaların tümü için de baktığımızda aslında bu önemli birkırmızı çizgi. Çünkü Türkiye’de çalışanlarının yüzde 35’i, kayıt dışı alanlarda çalışıyor. Buçalışanların tabii sigortaları da ödenmediği için resmi olarak da bulunmuyorlar; o alanda çalışıyor gözükmüyorlar. Dolayısıyla tazminat hakları da olmuyor. Bu fon ile birlikte yine kayıt dışı çalışanların tazminat hakları olmamaya devam edecek. Bu, kayıtlı çalışanlar açısından sadece tek bir şey getiriyor. Orada da tabii çok fazla tuzak var. Mesela, bir çalışanın Kıdem Tazminatı Fonu’nda biriken tutarı alabilmesi için birçok aşamadan geçmiş olması lazım” şeklinde konuştu.

“FON ERİRSE KIDEM TAZMİNATI ORTADAN KALKABİLİR”

“Bir şeyin ‘fon’ adını almış olması demek, aslında o gelirin artık kesinlik ilkesinden uzaklaştığı anlamına geliyor” diyen Prof. Dr. Alçın, sözlerini şöyle sürdürdü:”Örneğin Türkiye’de yarı zorunlu hale getirilmeye çalışılan ama yine de amaçlanan tutara henüz ulaşamamış olan Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) içerisinde de siz, orada birikmiş olan paranızı değerlendirebilirsiniz hatta değersizleşmeside mümkün olabilir. Bu konuyla ilgili özellikle Amerika’da çok çarpıcı örnekler var. Mesela pilot emekliliklerinin oluşturduğu‘Emeklilik Fonu’ adı altında bir fon var.Orada, ayrıca bir emeklilik tazminatı ödenmiyor.Aylıkları da o fon üzerinden alıyorlardı.Borsadaki değeri birden tepetaklak düştü ve pilot emeklileri emekli aylıklarını alamaz oldu. Benzer bir tehlike burada da var.Yanidiyelim ki her şey düzgün ilerlese ve gerçekten de çalışanlar kıdem tazminatı fonundan yararlanabilecek olsalar bile fonun değerlendirileceği yatırım alanlarında eğer yeteri kadar fonu genişletecek kaynak bulunamaz ya da tam tersine fon oralarda çarçur olur ya da erir giderse bu doğrudan kıdem tazminatının da ortadan kalkması anlamına gelir.Ve aynı durum İşsizlik Sigortası Fonu içinde geçerli, Bireysel Emeklilik Sistemi içinde geçerli” diye konuştu.

İŞÇİNİN KIDEM TAZMİNATINI ALAMAMASININ SEBEPLERİ

İşçilerin bugün kıdem tazminatını alamaması konusuna da açıklık getiren Prof. Dr. Sinan Alçın, “İşveren, işçiyi kaçak gösteriyor. Dolayısıyla aslında kıdem tazminatı hiç oluşmuyor ya da ayın tamamında çalıştırmadığı için kıdem tazminatı hakkı ortaya çıkmıyor.Veyahut da işçiyi gayrimeşru yöntemlerle yasal olmayan biçimde işten atıyor veya işçiyi işten atarken bir şekilde haklı sebep göstererek kıdem tazminatı almasını engelliyor. Yasa içerisinde işçi eğer kendi isteğiyle işten ayrılırsa kıdem tazminatı alamıyor. Şimdi kıdem tazminatı alamamanın sebepleri bunlar” dedi.

“KAYIT DIŞI ÇALIŞANIN KIDEM TAZMİNATINI HAK ETMESİ DİYE BİR ŞEY YOK”

“Eğer kıdem tazminatı alsın istiyorsanız işçiler o zaman bunlara dönük önlemler alırsınız” diyen Prof. Dr. Alçın şunları söyledi:

“İlk olarak kayıt dışında olan firmaları kayıt içine çekmeye çalışırsınız bununla ilgili zorlayıcı hükümler getirisiniz. Bunun dışında işçilerin kıdem tazminatı hak edişini İş kanunda basitleştirirsiniz bu hakları genişletirsiniz dolayısıyla çalışanlar da kıdem tazminatını almış olur. Tabii bu işin politika düzlemi biraz daha farklı ilerliyor. Şimdi mesela bu kıdem tazminatıyla ilgili yapılan haberlerin çoğunda baktığımızda aslında şöyle bir algı yaratıyor çalışanlar açısından kayıt dışı çalışanda sanki kıdem tazminatı hakkı artık hak edecekmiş gibi hak etmemiş olanlarında hak edeceği gibi bir algıda ortaya çıkıyor tersten baktığınızda. Öyle bir durum yok maalesef. Hakkın korunabilmesinin yolu bunun hukuki temellerinin güçlendirilmesi, cezai müeyyidelerin artırılması ve takip sistemlerinin yine güçlü hale getirilmesi ile mümkün olabilir. TİSK’in bu konuda ısrarla üzerinde durduğu ve belki oradan baktığımızda haklı olabileceklerini söyleyebileceğimiz bir nokta var diyorlar ki ‘devlet kimi yakalarsa bu tip yükü onun sırtına bindiriyor. Kayıt dışı yine kaçmış oluyor bu tip fonların finansmanı da sadece kayıt içinde kalan büyük firmaların sırtına yüklenmiş oluyor’. Neticede düzenleme sadece işçi sınıfının kazanılmış haklarının kaybına değil sermaye içi eşitsizliğin de beslenmesine yol açabilecek niteliktedir.

Powered by themekiller.com