Home Medya Terör sofrasında terör muhabbeti
Terör sofrasında terör muhabbeti

Terör sofrasında terör muhabbeti

0
0

Bazı şeyleri tekrar tekrar hatırlatmayınca olmuyor. Mesela Amerikan Kongresi’nin 11 Eylül raporu neden tartışılamıyor? Raporda El Kaide’nin finans kaynağının Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez’deki bağışçılar olduğu tespiti yer alıyor. Ancak saldırganlar ile Suudi Arabistan arasındaki bağlantıların anlatıldığı 28 sayfalık bölüm gizli tutuldu.
ABD Başkanı Donald Trump, Suudilerin başını çektiği Katar’ı çökertme operasyonunun arkasında olduğunu dün cehalet ve çarpıtma saçan tweetleriyle ortaya koydu. Dedi ki “Yakın geçmişte Ortadoğu’ya yaptığım ziyarette radikal ideolojiye maddi destek verilemeyeceğinin altını çizmiştim. Liderler de Katar’ı işaret etmişti-Bakın! … Aşırıcılığın finansmanına karşı sert önlem alacaklarını söylemişlerdi. Ve tüm işaretler de Katar’ı gösteriyordu… Suudi Arabistan Kralı’na ziyaretin karşılığını aldığımızı görmek güzel…”

Trump’ın, “Katar terör finansmanına karşı mücadelede güçlü bir ortak” ve “ABD, Katar’ın terörle mücadelesini takdirle karşılıyor” diye tweetler atan Doha Büyükelçisi Dana Shell Smith’i kovması da yakındır!

Devir, “İran takıntısı” yüzünden Barack Obama tarafından emekli edilen, Trump tarafından da Savunma Bakanlığı’na getirilen ‘Mad Dog’ (Kuduz Köpek) lakaplı James Mattis’lerin devri.

Bölgedeki bir numaralı Amerikan müttefiki olarak onlarca yıldır şiddetin, bağnazlığın ve nefretin yayılmasında birinci dereceden rol oynayan Suudi Arabistan, ‘yeni yetme’ Katar’ı günah keçisi yaptı. ABD Başkanı da kendi istihbarat ve diplomatik ağlarından gelen raporlar yerine kralların fısıltılarına göre tutum deklare etti. Dün bu krizin arkasında iki temel faktör olduğunu yazıştım: Katar’ın İhvan üzerinden Ortadoğu’da nüfuz çabası içine girmesi ve İran’a karşı Amerikan-Körfez kampanyasına mesafeli durması.
Trump, alenen, Şii İran’a karşı yekpare bir Sünni cephe için Katar’ı Körfez’in eliyle şamarlıyor. Bunu tweetleyecek kadar da aymaz! Faraza, Pentagon çıkıp “Sayın Başkan, Katar’da El Ubeyd Üssü’nde 10 bin askerimiz var” diye fısıldasa, o da kalkıp “Ne duruyorsunuz, indirin şu El Sanileri” diyebilecek kapasitede bir başkan. 2003 sonrası defalarca “Irak petrolü bizim” demiş bir lider “Katar’ı yıllardır koruduysak altındaki doğalgaz da bizimdir” diye de tutturabilir. Katar’ın asker sayısı da keyfe keder 11 bin. Nüfusunun yüzde 80’i yabancı işçilerden oluşan bir ülkenin bu kadar askerle efelenecek hali yok. Gazdan gelen para da böylesine çapraz ateşte para etmiyor. Havadan ve denizden ablukayı görünce altı yıldır Suriye’de vekil örgütler üzerinden savaştığı İran’ın hava sahasına muhtaç kalan bir ülke! Yine de Levant’ta “Beter olsun” diyeni çok olan bir ülke.

***

Trump’ın mantığıyla gidilirse Katar’ı hedef tahtasına oturtan gerekçeler AKP Türkiye’si için de geçerli. Bir bakıma Trump “Katar sana söylüyorum, Türkiye sen işit” demiş oldu. İhvan’a desteğini simgeselleştiren Türkiye, Suriye’de Suud-Ürdün eksenine karşı daha çok Katar’la işbirliği yaptı. Türkiye, Katar’a üs kurarak askeri işbirliğini de derinleştirdi. Mısır’da İhvan’ın kaybını kendi kaybı sayan Türkiye, Katar’a hükmeden Sani ailesinin defterinin dürülmesi halinde benzer bir sendrom yaşayabilir. Düşeceği durumun gayet farkında olmalı ki, bu kez krizin diyalogla çözülmesi için titizleniyor. Ne var ki gerilimi planlı bir şekilde tırmandıran Suudi Kralı Selman’ın, Katar Emiri’yle ilişkisini ‘kardeşlik’ söylemine sarmalamış olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan arabuluculuk beklediğini sanmıyorum. Hezimet ve skandalla dolu Washington ziyaretinden sonra ‘baş kışkırtıcı’ Trump’ı da aramak zor olmalı. Geriye Riyad yolunu tutan Kuveyt Emiri Sabah el Sabah’a dua etmek kalıyor. Riyad’a uçarken “milliyetçi Pars yayılmacılığını durdurmalıyız”, yüzünü Tahran’a dönerken de “Kardeşim Ruhani” demeyi oyunculuk zannedenlerin Suudi liderliğinin nezdindeki yeri de ne yazık ki ‘yanardöner’ olmaktan öte değil. Her şey sıcak parayla piyasa çarkını döndürme uğruna. Çok acı; ama hakikat bu!

Katar Emiri Şeyh Temim el Sani, Selman ve Trump’ın istediği kıvama gelir ya da saray darbesine maruz kalırsa Erdoğan başı sıkıştıkça sefer eylediği Körfez sularında hesaplarını gözden geçirmek zorunda kalabilir. Katar karşıtı cephenin Türkiye’ye karşı bagajı dolu. Ki, tam bu curcunada e-posta sızıntısıyla 15 Temmuz darbe girişimini desteklediğine dair iddialarla gündeme gelen Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Trump’ın yeni Ortadoğu siyasetinde çifte koştuğu iki öküzden biri! Türkiye’ye hayli öfkeli olan Abdulfettah el Sisi’nin Mısır’ı da İhvan karşıtı kontenjandan bu cephede.

***

Bu kavga büyür, aktörler birbirinin kirli çamaşırlarını dökmeye başlarsa bu coğrafyanın görebileceği en iyi sonuç bu olur. Çünkü bu fasılda insanın midesini kaldıran o kadar çok şey var ki!

Bir kere Trump’ınki sınırsız aymazlık ve manipülasyon; ABD’nin Ortadoğu’daki en büyük askeri üssü ve CIA istasyonunun bulunduğu ortağını terörü desteklemekle suçluyor. Bu durumda Katar’a çaresizce dönüp “Bir saniye, bu işte birlikte değil miydik” diye sormak düşüyor. Soramazlar ama biz soralım!

Evet, dünden bugüne El Kaide, IŞİD, Nusra, Ahrar gibi onlarca cihadi-selefi örgüt ortaya çıkarken hepsi oradaydı. Suriye’ye karşı operasyonda para Suudi Arabistan ve Katar’dan, silah temin etmek gibi genel organizasyon CIA’den, lojistik Türkiye ve Ürdün’dendi. Suriye böylesi bir tezgâha oturtuldu. Körfez’in ağaları ne yaptıysa CIA’in açtığı gizli hatlar üzerinden yaptı. Kimin ne kadar ileri gittiğine dair bahis açılacaksa işe, eğit-donat adı altında silahlı isyanı yöneten Amman ve Antakya Operasyon Odaları’ndan başlayabilirler!

Bakınız dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Ağustos 2014’te Beyaz Saray danışmanı John Podesta’ya gönderdiği yazıda güzelce itiraf ediyor: “Askeri ve paramiliter operasyonlar devam ederken bölgede IŞİD ve diğer radikal Sünni gruplara gizlice mali ve lojistik destek veren Katar ve Suudi Arabistan hükümetlerine baskı yapmak için diplomatik ve geleneksel istihbarat unsurlarımızı kullanmamız gerekiyor.”

Clinton, Aralık 2009’daki gizli bir yazışmada da “Suudi Arabistan’daki bağışçılar dünya çapındaki Sünni terörist gruplarının en önemli mali kaynağını teşkil ediyor… Suudi Arabistan El Kaide, Taliban ve Leşker-i Tayyibe ve diğer terörist gruplara en önemli mali destek üssü olmaya devam ediyor” diyor.

Clinton’a göre, Suud dışında Kuveyt, Katar ve BAE de El Kaide, Taliban ve Leşker-i Tayyibe gibi örgütler için önemli kaynak özelliği taşıyor. Bu ülkeler ABD’nin değerli ortakları olmaya devam ediyor. Çünkü bu suçlar ABD’ye rağmen değil, Amerikalılarla koordinasyon içinde işlendi.

Bazı şeyleri tekrar tekrar hatırlatmayınca olmuyor. Mesela Amerikan Kongresi’nin 11 Eylül raporu neden tartışılamıyor? Raporda El Kaide’nin finans kaynağının Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez’deki bağışçılar olduğu tespiti yer alıyor. Ancak saldırganlar ile Suudi Arabistan arasındaki bağlantıların anlatıldığı 28 sayfalık bölüm gizli tutuldu. Çıkarlar her zaman galebe çalıyor. Malum, 19 korsandan 15’i Suudi vatandaşıydı. Rapora göre saldırganların Suudi hükümetiyle bağlantılı kişilerle iletişimi vardı. Pakistan’da ele geçirilen El Kaide lideri Usame bin Ladin’in kilit adamlarından biri olan Ebu Zübeyde’nin fihristinden Suudi İstihbarat Şefi Bender bin Sultan ile Amerikan elçiliğinde çalışan bir korumanın telefonu çıktı. Bender, 22 yıl Washington’da büyükelçilik yapmış ve dört başkan görmüş bir kurt. Rapora göre Bender, iki hava korsanına dolaylı yollarla ödeme yaptı. Yine farklı kaynaklara göre Bender, Irak işgalinden sonra Irak İslam Devleti’ne büyük miktarlarda para akıttı. İsyanın ilk devresinde Suriye dosyası da Bender’deydi. CIA de bütün kapasitesiyle işin içindeydi.

2014’te Körfez’deki Sünni ortaklar ve Türkiye ile ilgili bir itiraf da dönemin Başkan Yardımcısı Joe Biden’dan gelmişti. Biden, Biden Harvard Üniversitesi’ndeki konuşmasında şunları söylüyordu:

“Bölgedeki müttefiklerimiz, Suriye’deki en büyük problemimizdi. Türkler ki, çok iyi dostumuzdur ve benim de Erdoğan’la harika bir ilişkim var. Suudiler, Emirlikler vs… Ne yapıyorlardı? Esad’ı devirme ve bir Sünni-Şii vekâlet savaşı çıkarmada çok kararlıydılar. Ne yaptılar? Esad’la savaşacak herkese yüz milyonlarca dolar para ve on binlerce ton silah akıttılar, El Nusra, El Kaide için destek olacak, dünyanın diğer yerlerinden gelen cihatçıların aşırı unsurlarını kabul ettiler… Bunların (yardımlar) hepsi nereye gitti? İşte şimdi olan ise birden bire herkes uyandı. Irak’taki El Kaide olan, IŞİD denilen bu ekip, Irak’tan atılmışken, Doğu Suriye’de açık bir alan, toprak buldu, bizim daha önce terörist ilan ettiğimiz El Nusra ile çalıştı. Ve biz, iş arkadaşlarımızı (müttefikleri) bunlara desteği kesmeye ikna edemedik… Türkiye’nin IŞİD’in kendine yönelik doğrudan ve acil bir tehdit olduğunu fark etmesi epey zaman aldı.”

 

Yazının devamı için

Powered by themekiller.com