Home Medya Zalim güneş
Zalim güneş

Zalim güneş

0
0

Önceki gün Silivri’deki Cumhuriyet davası duruşması yine insanı şaşırtmayan, yargının artık gelenekselleşmiş bir performansı şeklinde gerçekleşti. Sabah 10 civarı başlayan duruşma gece yarısı sona erdi. Tanıklar dinlendi, sanıklar haklarındaki iddiaları yeniden çürüttü, avukatlar özenli ve detaylı savunmalarıyla iddianameyi delik deşik etti. Ancak sayın savcı sanki yaklaşık 12 saat süren bu duruşma gerçekleşmemiş, kendisi duruşma salonunda değilmiş gibi, kopyala yapıştır gerekçelerle tutukluluğun devamını talep etti. Mahkeme heyeti de bu talebe uydu.
Siyasi davalar milli bir özelliğimiz. Ülkemizi ziyaret eden yabancıların doğal güzelliklerimizi, tarihi eserlerimizi, müzelerimizi gezdikleri gibi adliyelerimize de gelerek bu tecrübeye ilk elden şahit olmaları turizmimizi büyütecektir. Bir hukuk turizmi sektörü doğabilir.
Bir ceza yargılamasında bir hukuk davasının konusu olan vakıf yönetimi seçimi saatlerce nasıl tartışılır, cemaat üyelerinin sms kampanyasıyla taciz edilen bir gazeteci neden bu sebeple on buçuk aydır tutukludur, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun bir mühendis yaşı kadar mesleki geçmişi olan bir genel yayın yönetmeninin gazeteciliği konusunda nasıl bilirkişilik yapar, telefonunda ByLock bulunmayan biri nasıl ByLock kullanıcısı diye tutuklanır, Gülen’in devleti ele geçirme çabasını yazdığı için hapse atılmış bir gazeteci bugün nasıl “FETÖ”cülükle suçlanır.
Bunları ve diğer türlü tuhaflığı izlemek değişik heyecanlar arayan turistler açısından yepyeni bir turizm pazarı potansiyeline işaret ediyor.
Krizi fırsata çevirmenin kapitalist girişimciliğin amentüsü olduğunu bilen biriyim. Duruşmaları takip ederek sinirimi bozacağıma, bunu paraya çevirme arzum kimilerini rahatsız etse de zannederim çoğunluk tarafından makul karşılanacaktır.
Hem işin bir kültür turizmi boyutu da var. Avukat Fikret İlkiz, Ahmet Şık’ın her dönemin sanığı olmasını Yunan mitolojisindeki Sisifos’un cezasına benzetti. Zeus’un sırlarını ortaya saçtığı için sonsuza kadar bir dağın tepesine dev bir kayayı yuvarlamak ve kaya tepeye ulaştığında tekrar dağın eteklerinden işe baştan koyulmak zorunda bırakılan Sisifos örneği yeterince yerli ve milli değildi elbette. Ancak turizmimizin, ülkemizin Doğu ile Batı’nın kavşağında olmasını sıklıkla kullandığı da bir gerçek.
Hem heyet başkanı da Fikret İlkiz’in bu benzetmesine İkarus örneğiyle mukabele etti. İkarus’un bir hapishaneden balmumu kanatlarla uçarak kaçarken, uçmanın coşkusuyla güneşe fazla yaklaşıp balmumunun erimesi neticesinde denize düşerek öldüğü malum. Duruşmada bu örnek verilince benim tahliyelerle ilgili bir umudum kalmadı haliyle. Özgürlüğe kanat çırpanların kanatlarını yakan bu zalim güneş kimdir, onu çıkaramadım fakat.
Öte yandan İkarya adasının İkarus’un Ege Denizi’nde düştüğü yer olduğu söylenegelir. Bu da hukuk turizmimizi deniz turizmiyle güçlendirebileceğimizi gösteriyor.
Yunanistan’da faşist albaylar cuntası döneminde İkarya adasının solcular için bir hapishaneye dönüştürülmesi ve yaklaşık 13.000 solcunun sürüldüğü bir ada olması da tarihin bir cilvesi. Ancak ada halkının bu süreçte sola sempati duyduğu ve adanın “Kızıl Kaya” diye anıldığını da not etmekte fayda var.
Bilmem heyet başkanının İkarus örneğini verirken aklından ne geçiyordu?
Yazının devamı için

Powered by themekiller.com